ÇIKMAKLA ÇIKILMAZ BU ÜLKE… - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

ÇIKMAKLA ÇIKILMAZ BU ÜLKE…

28 Haziran 2017 Çarşamba

Eskiye çekilmiş bir yaşamdan ileriye doğru sıçramak bir düşten uyanmak gibi…
Kullanılmış eşyaların, yaşanmış acıların, boyası süzülmüş zamanın, insan derisince titreyen şeylerin olduğu bir ülkenin çıkışındayız…
Çıkmakla çıkılamayacağının, kalmakla da kalamadığın bir gitmenin kenarında sızlayan…
Çıkınımızda şiir, aklımızda bilinmezin bizi kendine doğru ailecek çekişi ve bir araba dolusu dört insan on dört çocukla başlayan bir yolculuğun gitmesindeyiz.

Dönmek mümkün mü artık? Onca yollardan sonra…. Bilinmez…

Ama dönülecek elbet, nice gidilmez bir zaman gitmenin esini olsun diye acıda kendini unutmuş bir ülkenin yangınına elbet dönülecek…
Bunca gidilmez olanaklarıyla kalmanın yoksulluğunu bünyesi haline getirmiş nice kalanların da yerine gitmek… Elbet bu boşluğu doldurmayacak bizim gitmemiz ama kalmanın kendisi haline gelip kalmasının da gölgesine dönüşmüş acılı halkların, kalmanın memuru olmuş memurun da çalışan olmaktan alıkonulmuş açlığın sancısında eriyenlerin öfkesinde gitmek gitmek olabilir mi?…

Çıkış kapısındayız… Çıkmayı bile beceremeyen bir halkın kalmalarının sancısında. Şiirden başka neye sığınmalı…

Şiir ses ve evrendir
Uzun ve gizli koridorları olan
İnsan kokulu bir düş ve
İçinden ırmaklar akan bir evdir…

Bu evde dile gelemeyen şeylerin ağrısında susulur. Güle açmayan rengin dikeninde ağlanır. Dilin arkasında gizlenir başka dillerin kabusuyla geceye oturulur. Eve biçim veren eşyalarla birlikte çürünür, sandıkların yosunlu zamanına doğru paslı menteşelerin kapaklarıyla gıcırdayarak açılan kapılardan geçilir.

Sandığım çürüdü
Kullanılmış eşyalarım var birinci elden
Çünkü
Kendini acıda unutmuş bir halkım

Titriyorum
Dilimin arka sokaklarında
Konaklayan bir şehir

Gel kurtar dağınıklığım
Yanılmış yüreğimden
Kartal kanadında tünemiş
O dağları gölgesinden…
***
Bir ülkeden bir ülkeye araçla geçmek, bu kadar zaman alan bir şey olmamalı. Henüz Türkiye içindeyiz. Yoğun bir kalabalık var. Bayram tatili olması yoğunluğun nedeni. Tamamen çadır kampları odaklı dört aileden oluşan gezimiz, bu saatler süren zaman kaybı yüzünden boşa geçiyor ve can sıkıntısı yaratıyor.
Çocuklar isim, hayvan, şehir oynayarak zaman dolduruyor. Ben de yazıya oturuyorum. Sıcaklar bastırmaya yüz tuttu. Klima kurtarıcımız. Oldukça yavaş ilerleyen kuyruğun ızdırabını hissediyoruz. Bugün günün yarısı İpsala kapısında geçti. Toplam altı saat süren bir işgence. Yasal yollarla da olsa bir ülkeyi terk etmek veya başka bir ülkeye giriş yapmak gerçekten zor. Bu gezide kendi ülkemizi sorgulayacağımız oldukça malzeme bulacağız Avrupa Birliği ülkelerinde.

***
Bayram önü tatilcilerin yoğun ilgisi İpsala için yeni bir durum olmuş. Yoğun çıkışların Kapıkuleden olduğu söyleniyordu. Ancak son iki yıldır İpsala’ya ilgi artmış. Bundan sonra çıkış için seçilen tarih önemli. Hafta sonları ve bayram önlerini tercih etmeyeceğimizi bir gündüz kaybıyla öğrendik. Ancak Yunanistan’a olan bu ilgi sosyolojik olarak irdelenme gereksinimi duyduğu da bir gerçek…
***
Sınırdan geçtikten sonra ilk duyumsadığım şey bu ülkeye yönelik koşulsuz üretilen düşmanlık. oysa ovaları, ovalarda çalışan köylüleri, dağlarını kuşatan ağaçları, bitkileri bende hiç bir yabancılık hissettirmedi. Ege’den, köyüm Nikfer’den ne fark var? Hiç… Dido Satiriyo’nun romanındaki insan tadını duyumsamam için bu gezi gerçek bir deneyim bana. Dostum Satiriyo’ya insanlarımın selamını ve sevgisini getirdim Ege’den, politikacıların soğuk ağızlarına inat…
***
İnsan olmanın ülkesi olmadığını bu gezide deneyimleyeceğiz sanırım. Sınırda geçen zamanın boş olmaması için yanınıza okunacak materyal almanız şiddetle tavsiye edilir. Zamanı değerlendirmiş olacaksınız. Ben bu süreci yazarak da geçiştirdim. İzlem ve Görkem anneleriyle birlikte oyun oynadılar ama sıkılmak için de oldukça geniş bir zamana sahiptiler. arada fotoğraf çekilmek içinde bolca fırsat vardı kuşkusuz…
***
Ayrıca Denizlispor, Nikados ve Nikfer formasıyla tüm gezi boyunca fotoğraf vermeye çalışacağız. Bu turistik deplasmanda bizim oraların ruhunu ve kokusunu Avrupa’ya savurup uzaklardan ülkemize ve Denizlimize selam çakacağız. Tüm konaklamamız çadır kamplarında olacak. Teknolojinin olanakları bu sistemde de iyi işliyor. İnternet ve navigasyon aracılığıyla yer bulmak sorun değil. Aynı zamanda kent merkezlerinde müze ve kültür gezileri yapacak oluşumuz geziyi oldukça hesaplı kılıyor. Zira toplu ulaşım araçlarını kullanacak ve farklı insanlarla yüz göz olacağız. Dil evet sorun olabilir ama biz esnaflık yapmayacağız ki. Mimiklerimiz ve duygularımız iletişimdeki en güçlü silahımız olacak…
***
Bu yazı “çıkmak” fiili üzerine odaklı oldu. Çıkmak gerçekten güç bir iş. Prosedür ve yoğun kalabalık, insan odaklı devlet olgusunu mumla aratıyor. Sistem kuramamış toplumların temel sorunu olsa gerek. Zamanın hunharca iğdiş edildiği durumlar herhalde geri kalmışlığın da temel göstergesi. İnsana saygının olmadığı ve değer verilmediği toplumlar veya değer denilen şeyin torpil kartvizitiyle iş yapmak olduğu toplumlar, zamanı en hızla boşa geçirmenin ve insanı kolayca harcamanın devlet mekanizmasına dönüşebiliyor…
***
Dönüşte nasıl bir ülkenin evine konuk olacağız? Adalet arayanların adaleti nerede bulacakları, barış isteyenlerin barışla ne zaman buluşacakları ve aşı, işi, emeği için gövdesini açlığa yatıranların akıbetinin ne olacağını kestiriyor olsak da aklımızı bu gitmenin çok gerilerinde bırakacağız.
Gitmekle gitmeyeceğiz ve kalmakla bir kalmanın sancısında yine şiire oturacağız…
Soyunup durmasın diye şiir
Sizi bir şehrin arka sokaklarına iliştirdik
O şehrin tırnaklarından sökülmesinin çığlığına…
Belki
Dipsiz bir bilinçle yıkanacağız
Belki bize
Sevdanın tepeden tırnağa yenilmek olduğunu söyleyecekler
Ama yine de seveceğiz birbirimizi…
Aslını bulana kadar her şey…
***
Alexandrapolis’teki çadır kampına ulaştığımızda saat yedi olmuştu. Çadırımızı kurup yemek hazırlıklarına giriştiğimizde ise çocuklar çoktan ipini koparmış denize kaçıştılar. Bundan sonraki bölümde ana ve babalara yoğun bir kamp kurma ve yemek yapma işi düşmüş, yorgunluk alabildiğine üzerimize yapışıp kalmıştı.
Olsun… Değmez miydi?… Elbette değdi.
Bu gezimizin ilk durağı kendi suretimizi karşımızda bulduğumuz ve sıcaklığıyla insana değer vermenin tüm zenginliğini duyumsadığımız Yunanistan oldu. Burada iki gün kalıp denizin tadını çıkaracağız ve yılın yorgunluğunu atacağız. Sonra orta Avrupa’ya doğru aklımızın götürdüğü yere şiirimizi götürecek ve ülkemizin çadır kamplarını rahmet okutan türden insan olduğumuzu hissedeceğimiz başka enfes kamplara yelken açacağız…
Şimdilik hepinize sevgiler…

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı