EGE’DE EFELİK OLGUSU ÜZERİNE MİTSEL OKUMALAR - 6 - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

EGE’DE EFELİK OLGUSU ÜZERİNE MİTSEL OKUMALAR – 6

19 Temmuz 2019 Cuma

Hüsamettin Ataman’ın Gözüyle Demirci-2.KISIM

Denizli Vakası’nda ölüm sayısı bile net tutulamamıştır…

Tarih kayıtlardan ibarettir. Geçmiş nice medeniyetler binlerce yıldır belgelerle tanıtlanmış ve günümüze dek onlara ait birçok bilgi günümüze ulaşmıştır. Ancak 1920 yılında vuku bulan bu olayda ne ölenlerin sayısı net olarak tutulabilmiş ne de olaya neden olan unsurlar somut biçimde aydınlatılabilmiştir.

Sayı birçok dönem anlatıcısı bakımından net değildir. 60 kadar insanın kesilerek ve vurularak infaz edildiği en çok dillendirilen rakamdır. Süleyman Demirel Üniversitesi Öğretim Görevlisi Bilal Yıldız elde ettiği belgeler doğrultusunda 68 kişi rakamını vermiştir. (S, 276) Olay da 9 Temmuz 1920 tarihinde gerçekleşmiştir. Temel nedeni de Demirci’nin sağ kolu ve en çok güvendiği Sökeli Ali Efe’nin ve 16 kızanının (Demirci’nin verdiği rakama göre…) Denizli sokaklarında silahlarının alınarak silahsız bir şekilde pusu ile öldürülmesidir. Bu öldürme olayının da özellikle “Hicret etmeyeceklerin hukukunu müdafaa cemiyeti” önderliğiyle oluşturulan Osmanlı yanlısı Hürriyet ve İtilaf Fırkası taraftarlarının halka tahriki ile olmuştur. “Yani; iktidar mevkiini ele geçiren muhalif partinin kuvveti, Kuvayı Milliye’de vazife gören bir kuvvete saldırmıştı. Hadise bundan başka bir şey değildi.” (S, 282)

Sorular can alıcı ama yanıtlar sessiz…

Yeni Ankara hükümeti ve Atatürk de bu konunun üzerine gitmemeyi neden tercih etti? Kentin ileri gelenlerinin kışkırtmasıyla ortaya çıkan Denizli Vakası neden araştırılıp tarihe not düşülmedi? Daha önce listesi yapılıp arananlar varken olaylar sonunda Denizli’ye dönmesine rağmen neden kimse bu kişilerin üzerine gitmedi? Demirci Müftü’yü çok sevmesine karşın öz oğlu Tevfik Bey neden bu liste içerisinde yer aldı? Kardeşi Lütfü Müftüler, dönemi yakından tanık olmasına rağmen bu konular hakkında neden tek bir kelime etmedi? Bu olayların içindeki kişiler neden sustu? Veya haklılarsa neden güçlü bir şekilde kendilerini aklayacak tepkileri vermediler? Bu aynı zamanda onları aklama ve görmeme politikasının bir sonucu mu? Halkın milli mücadeleye düşkünlüğü ve desteği ortadayken bu olay nedeniyle halk da mı cezalandırıldı?

Bu olay aynı zamanda zeybekliğin tasfiye sürecinin de etkeni yapılmış olamaz mı? En önemli soru Müftü Ahmet Hulusi ile Atatürk arasındaki bağın kopma nedeni? Bu durum belirsizdir.  Bu ikili neden cumhuriyet döneminde hiç bir araya gelmemiştir?

Demirci bu konuya şu şekilde özetlemiştir: “Dünyada iki çeşit yönetim şekli vardır; biri ilimle, biri de zulümle. Ben ilim bilmediğim için zulümle yönettim. Mustafa Kemal ilim bildiği için Cumhuriyetle yönetiyor ülkemizi.” (S, 396)

Yine Demirci Denizli Vakası için Mustafa Kemal’e çektiği telgrafta şunu söylüyor: “Eğer Denizli olayının önünü bu şekilde bastırmasaydım, ikinci Anzavur olayı ile karşı karşıya kalacaktık.” (S, 398) Gerçekten de bu olay bu şekilde bastırılmasaydı bir Balıkesir, Düzce, Konya ayaklanmasına benzer bir Kuvayı Milliye karşıtı ayaklanma mı olacaktı?”

Hüsamettin Ataman da sonuç kısmında şu değerlendirmeyi yapar: “ Olayın özü, Kuvayı Milliye’ye karşı olanların, zamanı ve zemini iyi kollayarak meydana gelen ve halk tarafından onaylanmayan bazı olayların arkasına gizlenip sergiledikleri bir karşı duruş, bir başkaldırı girişimi olarak karşımıza çıkıyor.” (S, 401) Yine aynı sayfada Ataman, “Denizli’de ekonomik yaşama egemen olan Rum zenginleri ile işbirliği içinde, paralarını mallarını koruma derdine düşen Denizlili önde gelen eşraf ve zenginlerin bir kısmı olası Yunan mezaliminin gelmesini Kuvayı Milliyecilere bağlıyorlar.”

Yine kitabın sonuç kısmının 419. Sayfasında Ataman şu tespiti yapıyor: “Yunan ordusunun Denizli’yi işgal edeceğine o kadar inanılmaktadır ki; Denizlili eşraftan bir kısmı bazı Rumlarla anlaşma içine girmişlerdir. Müslüman Türkler, arkadaşları olan Hristiyan Rumları efelerin, Kuvayı Milliye’nin şerrinden koruyacaklar. Karşılığında ise, Yunan askerleri kente girdiğinde Hristiyan Rumlar, arkadaşları Müslüman Türkleri Yunan askerlerinin şerrinden koruyacaklardır. “ (S,419)

Özetle; Türk ve Rum Zengin çevresinin kirli anlaşması ile vuku bulan bir Denizli Vakası ile mi karşı karşıyayız?

Sonuç olarak, Sarayköy’e dayanan Yunan ordusunun Denizli’yi işgalinin an meselesi ve kesin olacağı düşüncesiyle, kendilerinin zarar görmesini engellemek için böyle bir harekete girişilmiş diyebiliriz. Demirci de bunu bir isyan girişimi olarak algılamış ve Sökeli Ali’nin de acısıyla intikam duygusuyla hareket ederek olayı en kanlı biçimde bastırmıştır.

Mustafa Kemal Paşa’nın TBMM’de yaptığı konuşmada “… Elbette Denizli’de tedip edilmesi gereken bir hareket olmuştur. Ancak bu hareketi yok etmek için tercih edilen eylem biçimi, hiç birimizin onaylayamayacağı bir şekilde olmuştur.” (S, 402)

Geriye tüm karanlık noktalarıyla birlikte kurtuluş savaşında yerini alan ve sonuca ulaşan bir cumhuriyet ve Denizli Vakasının karanlıkta bırakılmış trajedisi kalmıştır.

Göçmenlik sorunu üzerine…

İzmir ve Aydın’ın işgaliyle birlikte bu yerlerde yaşayan insanlar göç etmek zorunluğuyla karşı karşıya kalırlar. Bir anda Denizli’nin nüfusu aşırı artar ve yiyecek ve barınma sorunu had safhaya ulaşır. Ayrıca muhacirlerin içinde bulunduğu durum daha trajiktir. İki silah arasında kalan muhacirler gelen Yunan ordusunu destekliyorlar diye Türkler tarafından, desteklemiyorlar diye de Yunanlılar tarafından baskılanır. Yüzyıllardır bölgede yaşayan ve kültürümüzün bir parçası olan muhacirler komşularıyla iç içe geçmiş ve dünyaya, yaşamlarına aynı yerden bakmaktadırlar. Ama savaşın acımasız gerçekliği suçsuz günahsız bu halklar üzerinde her zaman derin izler ve acılar bırakır. Bir yerde taraf olmaya mecbur kalan bu insanların tek derdi vardır; hayatını sürdürebilmek. Bu dönemde gerek Türk gerekse muhacirlerden göç etmek zorunda kalan halk büyük trajedilerini de yanında sürüklemiştir.

Nitekim o zorlu günler bittiğinde geriye malları mülkleri, evleri ve işyerleri talan edilmiş muhacirlerin hiç biri buralarda barınamayacak ve ölene dek gittikleri yerlerde de mülteci konumunda yaşamlarını dişle tırnakla sürdürmeye çalışacaklardır.

Vatansızların trajedisidir bu. Her dönem yaşanan bu sorun bugün ülkemizde Ortadoğu coğrafyasında devam etmektedir. Suriyeli göçmenleri bu pencereden de bakarak değerlendirmek gerekiyor. Ağa devletleri ve onların işbirlikçilerinin çıkarları için savaşlara sokulan halklar her dönem ölmek ve öldürmek ile bundan kaçıp mülteci olarak en azından savaşın tarafı olmamayı seçmelerinin bedelini hep ağır biçimde ödemişlerdir.

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

 karakter kaldı