KLIMT’TEN SCHIELE’YE… 1918! - denizlihaber.com - Denizli Haber, Denizli'nin en çok okunan gazetesi
REKLAMI GEÇ

KLIMT’TEN SCHIELE’YE… 1918!

6 Mart 2019 Çarşamba

Görkemli Belvedere Sarayı’nın yüksek tavanlı, ihtişamlı salonlarından birinde iki muhteşem yapıtın arasında öylece duruyorum. Aç tavukların kendini darı ambarında görmesi gibi hangisine saldıracağımı bilmeden bir Gustav Klimt, bir Egon Schiele arasında hipnotize olmuşcasına, kıpırtısız. Aynı etkiyi Paris D’orsay Müzesi’nde Van Gogh ve Gauguin arasında yaşamıştım. Belki Louvre’daki Leonardo Da Vinci ile Raphaello arasında da, Titian ve Caravaggio, Picasso ile Modigliani arasında da…

Aynı dönemleri paylaşmış, aynı ortamları yaşamış, aynı akımları başlatmış, aynı atölyeleri solumuş birbirini etkilemiş, birbirini itmiş, ya da çekmiş, çekişmiş, çekiştirmiş ressamlar… Eserleri mi, hikayeleri mi etkiliyordu beni? Her eserde kendileri olduğuna göre, eserlerinde kendilerini arıyordum bir arkeolog titizliğinde.

Beğeni alanımda Gustav Klimt hep ağır basıyordu, güzel ve dingin, Egon Schiele’nin sanatını daha agresif buluyordum, sert ve haşin.

Gustav Klimt 1862’de doğmuş, Egon Schiele ise 1890! Aralarında yaş farkı var, ama ikisi de tuhaftır ki aynı yıl hayata veda etmişler; 1918!… Ortak özellikleri çok, ikisi de Avusturyalı (Viyana)… Garip bir başka tesadüf de şu, Avusturya Habsburg İmparatorluğu aynı yıl sona erecek, ölecektir… 1918!

İki sanatçının yapıtlarının ortak özellikleri kadın bedenidir. Kadını, hem de en mahrem özellikleriyle resmedeceklerdir; erotik, hatta pornografik! Ama burada da farklar vardır. Birinin kadınları sağlıksız, hastalıklı, iticidir, diğerinde şuhluk ve şehvet fışkırır. Öyle ki dokunma hissi yaratır. Kadınları giyinik olsa bile! İşte benim iki resim arasında ki hipnotize halime neden budur. Birinde sefahat, seksapellik, şuh ve variyetli rahat hayat var, diğerinde yoksulluk, sefalet, mutsuzluk, hüzün ve psikolojik gerilim hakim. Ama ikisinin kadın bedenlerinde biraz zayıf ve oğlan çocuğu hatları da var…

İki ressam 1907’de tanışmış . Biri toy ve akademiyi terk etmeyi düşünen bir ressamken, öteki birçok sanatçıyı etkisi altına almış, Sezession adında bir akım oluşturmuş. Ünü Avrupa’ya yayılmış bir sanatçıyken ikisi de rahatı, kariyeri terk etmiş. Biri akademiyi, diğeri Avusturya Sanatçılar Birliği’ni!

İkisinin de erotizmi dönemin sanat eleştirmenlerince iğrenç ve sanat ötesi bulunmuş. Modernist, elit Viyana da bile. Bu nedenle Klimt’in sipariş ‘Tıp’ resmi kabul görmeyip sansasyonel bir şekilde geri iade edilmiş.

Schiele Klimt’ten çok etkilense de, hayranlık duysa da fırçası ve paleti ile o oranda ayrıdır…  Sembolizmden etkilenen Klimt, Mısır, Japon ve Bizans sanatından esinlenmiş, altın varakları çok kullanmış resimlerinde. Sonra da “Art Nouveau“ etkisiyle süsleme ve bezemecilik ağır basmış eserlerinde.

Egon Schiele ise tam bir dışavurumcudur.

Gustav Klimt, çevresi kadın modelleriyle dolu içe dönük bir yaşantı seçmiş, onlardan çok çocuk sahibi olmuş. Hamile kadın resimleri var, “Umut” adlı tabloları… Erkek resimleri çok yok ya da yan unsur olarak kullanmış, oysaki Egon, oto portre ve giyinik ya da nü, kendi resimlerini yapmış bolca, ilhamı kendisi olmuş. Hatta narsizminin fazlasıyla etkisinde kalmış. Ama yine hastalıklı, gerilimli ve yoksulluğu haykıran pisişik resimler bunlar. Dışavurumun, expresifin ifadesi en çok ellerinde yüzeye çıkmış, gergin, agresif, sinirli eller… Kırılgan, zafiyet geçirmiş gibi bedenler de öyle… Psikanalizmin babası yine bir Avusturyalı olan Freud’un etkisinin o dönemlerde ne denli hakim olduğunun göstergesi.

Avusturya demek müzik demek, vals demek, Mozart demek, Beethoven demek, Brahms demek, opera demek, senfoni demek… Resim alanı ise ancak bir kaç önemli sanatçısıyla ben de varım diyebiliyor. O yüzden Gustav Klimt başta olmak üzere, Egon Schiele ve daha sonra Kokoschka gibi sanatçılarıyla haklı övünmelerini yaşıyorlar… Başınızı nereye çevirseniz onların eserleriyle karşılaşmanız mümkün. Üstelik ölümünün 100. yılında 2018’i “Schile yılı” olarak ona adamışlar. Sanatın, sanatçının layık olduğu bir ülke. Kıskandırıyor ama sanat buralarda boşa yeşermiyor. Egon Schiele’nin doğduğu Viyana yakınındaki kasabada ancak sanatçı olunur. Müzeye dönüştürülmüş büyük Egon Schiele Evi Tuna Nehri’ne bakıyor, her yerde heykel var… Sakin yeşillikler arasında güzel bir yer “Tulin” Kasabası. Schiele evi-müzesi ile Tulin birbirini yaratmış, yaşatmışlar…

İri yarı, kaba cüsseli, besili Gustav Klimt hiç evlenmemiş. Ama sevgilileri, modelleriyle ve onlardan olan resmi 3 çocuğu dışında, sayısı 10‘u geçkin çocuklarıyla malikanesinde iyi resim yaparak, satarak varlıklı sayılan bir ömür sürmüş. 1918 yılında 6 Şubat’ta geçirdiği felç nedeniyle 56 yaşında hayata veda etmiş.

Zayıf, ince, uzun, avurtları çökkün Schiele ise, 1915’te sevgilisi ve modeli Edith ile evlenmiş, eskiz ve resimlerinden iyi satışlar yapmış, ancak karısı altı aylık hamileyken yakalandığı İspanyol gribinden ölmüş, kendisi onun üstünden üç gün daha yaşamış ve aynı gripten hayata son nefesini vermiş. Öldüğünde hayatının ve sanatının baharında 28 yaşındadır. Savaşın, psikolojik gerilimin getirdiği yoksulluğu, yoksunluğu derin yaşamıştır. Bir altın işlemecisi, kuyumcu oğlu olan Gustav GÜZEL olanı, klasik güzelliği işlerken, Schiele güzeli tahtından indirerek çirkinliği işlemiştir. Ama şiddet ve bunalımlı savaş yılları ikisini de ölüm konusunda buluşturmuştur. Son resimlerde bu derin hissedilir. Schiele 3000’den fazla eskizi ve 300’e yakın tablosuyla kısa ömrüne çok eser sığdırmış, Klimt ise eskizlerini pek ortaya çıkarmamış olsa da (ki, çok başarılı ve önemli eserler) eserleri oldukça pahalıya satılmış ve müzelerde yer bulmuştur.

Klimt ve Schıele Avusturya’nın gururu, iftiharı ve minnet duyduğu iki sanatçısıdır… Hem Belvedere hem de Lepold Müzesi onların eserlerine ev sahipliği yapıyor…

Ve ben o salonlardan hiç çıkmak istemiyorum. Onları yakından gördükçe fikirlerim de değişiyordu. Egon beni etkilemişti. Beğenilerim yer değiştiriyordu. Ama Klimt henüz tahtından inmedi ve Schiele ile Klimt’i arayışım henüz bitmedi… Bir de sorularım… Sormak istiyorum ısrarla “sanat, sancılı dönemlerde mi ortaya çıkıyor? Yoksa sanat, sanatı mı doğuruyor? Heykelin, müziğin, şiirin olduğu yerde resim sanatı kaçınılmaz mı? Sanat ve sanatçı bir şehrin marka yüzü olabiliyor mu?”

Egon Schile ve Gustav Klimt’in omuzlarında yükseliyor Viyana-Avusturya…

Ve Mozart’ı elbette ayrı koyuyorum…

Yine derin derin iç çekiyorum…

Yorum Yaz

Aşağıdaki gerekli alanlara bilgilerinizi girmelisiniz. e-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
 karakter kaldı